15 Ocak 2026 Perşembe

Nehirler Çağlar, Çağları Yıkar



Bugün ayaklarımızı biraz yerden keselim istiyorum. Günlük siyasetin, o bitmeyen kavgaların, "kim ne dedi" gürültüsünün üzerine çıkalım. Hatta biraz daha yükseğe... Atmosferin dışına, kuşbakışı bir yere.

 Merhaba. Ben Erdem.

Tarih dediğimiz şey, aslında insanlığın "birlikte yaşama sanatını" öğrenme çabasından başka bir şey değil. Sürekli deniyoruz, yanılıyoruz, düşüyoruz ve yeni bir model kuruyoruz. Hatırlayın... Çok da uzak değil, dedelerimizin zamanında Mad Men dizisindeki gibi, sigara dumanlı ofislerde, takım elbiseli adamların "tartışılmaz otorite" olduğu, dünyanın cetvelle çizildiği bir düzen vardı. Daha öncesinde imparatorluklar vardı; "Devlet benim" diyen krallar, haritaları mülkü sanan sultanlar... Sonra Avrupa'nın göbeğinde bir devrim yaşandı, taşlar yerinden oynadı ve "tebaa" dediğimiz kitle bir anda "yurttaş" oldu. Detaylara girmeye gerek yok, hikayeyi biliyorsunuz: Eski, hantal yapı; yeninin, hızlı ve talepkar enerjisine yenildi.

Tarih bize tek bir ders veriyor: Sabit duran kırılır, esneyen ve dönüşen hayatta kalır.

Bugün yine böyle bir kırılma anındayız. Ama bu seferki başka. Bu sefer sadece sınırlar ya da rejimler değişmiyor. Bu sefer, "insan olma" ve "yönetme" biçimimiz kökünden değişiyor.

Şimdi gözlerinizi kapatın ve benimle bir hayal kurun. Biraz uçalım, biraz "tehlikeli" sularda, ütopyaların kıyısında gezelim.

Bugüne kadar liderlik neydi? "Gücü elinde tutmak." Tapuyu elinde tutmak. Mülkiyeti korumak. Sınırları çizmek ve içeriye kimseyi sokmamak. Klasik devlet anlayışı da, klasik patron anlayışı da buydu: "Burası benim, kuralları ben koyarım."

Ama bakın, dünya nereye gidiyor? Cebinizdeki telefona bakın. Airbnb diye bir şey çıktı, dünyanın en büyük otel zinciri oldu ama tek bir oteli bile yok. Uber çıktı, dünyanın en büyük taksi şirketi oldu ama tek bir arabası yok. Spotify çıktı, kasetleri, CD'leri tarihe gömdü; müziğe "sahip olmayı" değil, müziğe "erişmeyi" sattı bize.

Mülkiyet kavramı buharlaşıyor. İnsanlar artık "sahip olmak" istemiyor, "kullanmak" ve "deneyimlemek" istiyor. Evin tapusu senin olsun, ben içinde yaşadığım ana bakarım diyor. Arabanın ruhsatı senin olsun, ben beni götürdüğü yere bakarım diyor.

Peki, bu devasa zihniyet devrimi, "devlet yönetimine" ya da "liderliğe" sıçramayacak mı sanıyoruz? Elbette sıçrayacak. Hatta sıçramaya başladı bile.

Yeni nesil liderlik, bir "toprak ağası" gibi davranmak değil; bir "platform sağlayıcı" gibi davranmak zorunda artık. Gençler, o Z kuşağı dediğimiz pırıl pırıl zihinler, kendilerine "tepeden bakan", "benim mülkümde benim kurallarımla yaşayacaksın" diyen liderleri anlamıyor. Onlar, Airbnb'deki "ev sahibi" gibi, ya da bir yazılımın "geliştiricisi" gibi; hayatı kolaylaştıran, altyapıyı sunan ama kullanıcının özgürlüğüne karışmayan bir yönetim hayal ediyor.

Düşünün... Öyle bir yönetim modeli ki; lider size "Neyi yapamayacağınızı" söylemiyor. Sadece "Neleri yapabileceğiniz" konusunda size alan açıyor. Yasakların değil, olasılıkların konuşulduğu bir düzen.

Ve adalet... Önceki bölümlerde Temis'ten, gözbağından bahsetmiştik. İnsanoğlu o gözbağını takmakta zorlanıyor demiştik. Çünkü hepimizin zaafları, önyargıları, "tanıdıkları" var. Peki ya o gözbağını teknolojiyle takarsak? Yapay zekanın hukuk sistemine entegre edildiği bir dünya düşünün. Mahkemede karşınızda insan zaaflarıyla malul bir hakim değil; sadece kanunlara, içtihatlara ve evrensel etik kodlara göre karar veren, duygusuz ama "mutlak adil" bir algoritma olsa? Sizin soyadınıza, banka hesabınıza, siyasi görüşünüze kör; ama işlediğiniz suça ya da haklılığınıza gözleri "fal taşı gibi açık" bir sistem...

Korkutucu mu geliyor? Belki. Ama "Adamına göre adalet"ten daha korkutucu değil emin olun. Teknolojinin bize sunduğu bu imkan, belki de o binlerce yıldır aradığımız "tarafsızlığı" sağlayacak tek yoldur.

İşte "Taammüden Liderlik" dediğimiz şey, tam da bu vizyonu kasten, bilerek masaya koymaktır. Masayı devirmekten bahsetmiştik ya... Belki de devirmemiz gereken masa, o eski, hantal, bürokratik, "ben yaptım oldu"cu masadır. Onun yerine kuracağımız masa; şeffaf, dijital, erişilebilir ve herkesin etrafında eşit oturduğu bir "ortak çalışma alanı" olmalıdır.

Bir ütopya mı anlatıyorum? Belki. Ama unutmayın, bugünün gerçekleri, dünün ütopyalarıydı. Kadınların oy kullanması bir ütopyaydı. Köleliğin kalkması bir ütopyaydı. Cebinizdeki o cam ekranla dünyanın öbür ucundaki kütüphaneye bağlanmak, dedeniz için büyücülüktü.

Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Hayal kurmayı bıraktık. Sıkıştık kaldık günlük kavgalara. Liderlerimizden vizyon beklemek yerine, sadece "bizi kurtarmasını" bekliyoruz. Oysa yeni nesil lider, kurtarıcı değildir. Yeni nesil lider, "oyun kurucu"dur.

Oyunun kurallarını öyle bir koyar ki; kimsenin kimseyi kurtarmasına gerek kalmaz. Sistem tıkır tıkır işler. Liyakat, bir lütuf değil, bir algoritma kesinliğinde işleyen bir standart olur. Özgürlük, birinin size "bahşettiği" bir hediye değil; aldığınız nefes kadar doğal, su kadar berrak bir hak olur.

Bizim "ülke" dediğimiz şey de belki zamanla, tapulu bir araziden çıkıp; Değerlerin, kültürün ve ortak bir geleceğin paylaşıldığı devasa bir "açık kaynak kodlu" projeye dönüşür. Herkesin katkı verebildiği, hatayı düzeltebildiği (patch atabildiği) ve kimsenin "burası sadece benim" diyemediği bir yapı.

Uçtuk mu biraz? Uçalım. Çünkü ayakları yere basan çözümler bulmak için, önce başı bulutlara değen hayaller kurmak gerekir.

Eğer bir yöneticiyseniz, bir babaysanız, bir öğretmenseniz... Bugün karşınızdaki insanlara "mülkiyet" gözüyle bakmayı bırakın. "Benim çalışanım", "benim çocuğum", "benim öğrencim" demeyin. Onlar sizin mülkünüz değil. Onlar, sizinle aynı zaman dilimini, aynı mekanı paylaşan yol arkadaşlarınız. Siz sadece, tecrübenizle onlara "platform" sağlıyorsunuz.

Liderliği bir "kısıtlama sanatı" olmaktan çıkarıp, bir "özgürleştirme sanatı"na dönüştürdüğümüz gün; İşte o gün, nehirler gerçekten çağlayacak. Ve o gün kurduğumuz köprüler, bizi o çok korktuğumuz değil, heyecanla beklediğimiz geleceğe taşıyacak.

Gelecek, korkakların değil; Onu "taammüden", yani bilerek ve isteyerek tasarlayan, cesur hayalperestlerin olacak.

Hadi, bugün bir değişiklik yapın. Yasakları değil, imkanları konuşun. Sınırları değil, ufukları konuşun.

Görüşmek üzere.